YAY BURCUNDA KANLI AY TUTULMASI

                             KANLI AY TUTULMASI, SÜPER DOLUNAY, TAM TUTULMA

Photo by Brett Sayles on Pexels.com

Ne kadar çok tanım var ise başlıkta, o kadar konuyu sığdıracağını söylüyor bize, Ay Tutulması… Dünyaya çok yakın olan bu tutulma “Süper Dolunay”. Güneş ile Ay arasına Dünya gireceği için  Ay, karanlığa bürünecek “Tam Tutulma”… Güneş’in ışıkları Dünya atmosferinden geçerken kızıl renge dönerek Ay’ın yüzeyine yansıyacak “Kanlı Ay Tutulması”. Peki gökyüzü ne der? Her şey mutlak suretle değişecek. Bırakman gereken ne varsa bırak, artık ihtiyacın olmayacak.

Yılın 5. Ayında ve Yay Burcu’nun 5. Derecesinde gerçekleşiyor tutulma. Ve bu yılın değeri (2+0+2+1=5) 5 ile ifade edilir. 5 numerolojide “savaş, güç savaşları, çatışma, kendini savunmak zorunda kalma” olarak ifade edilir.  Kabalistik Hayat Ağacı 10 küreden oluşur. 5’inci küre “Şiddet” olarak adlandırılır. İbranice de küre yargılama anlamına gelen “din” olarak da adlandırılır. Hayat Ağacı’na göre 2021 hayatımızdaki fazlalıkları bırakmamız, hayatımızda değişikliklere gitmemiz gereken bir yıl.  Hamsa “Fatıma’nın Eli” anlamına gelir, Arapça’da. Dur, bekle der ve şifa verir, koruyucudur. Telaş etmeyin, her şey kötü ya da olumsuz değil. Aslında olmayan bir şeyi de anlatmıyor, gökyüzü. Sadece farkına var, diyor.

Tutulmanın haritasında ilk dikkat çeken tabiî ki Jüpiter’imiz. O iyicil gezegen olayın baş kahramanı. Yay burcunun yönetici gezegeni, Ay ve Güneş karşı karşıya gelip güç savaşı içindeyken, Jüpiter onların tam ortasında T-karenin tepe noktasında. Der ki; olayın kahramanı olarak oyunu ben kurdum. Ayrıca başka bir yönetici olduğu burç olan, Balık’ta. Yay, geleceğe dair umutlar, yabancı ülkeler, basın yayın, yüksek eğitim, yüksek ahlak, hayatın felsefesi, bilginler, bilgi, yayılmak, yabancıları anlatır. Jüpiter, Yay burcunda bunları temsil eder. Balık Burcu’nda ise tam olma güdüsü, hayaller, bilinçaltı, gizli düşmanlar, geçmiş hayatlar, ruhanilik. Geçmiş ve gelecek çatışması, hayallerimiz ama gerçekler. Yapmak istediklerimiz ama geçmişimizden gelen düşmanlar. Yardım eli uzattıklarımız (!), gizli düşmanlar. Ve bunların gün yüzüne çıkarken, 6. Ev konularıyla birlikte, günlük yaşama, iş yaşamına, rutin yaptığımız her şeye dahil olması. 5 derece Yay Burcu’nun ilk dekanı yani güçlü olduğu yer. Yağma ve hırsızlık olaylarına dikkat edin der, ünlü astrolog Sepherial. Güney Ay Düğümü, geçmişimiz geldiğimiz yer, zor bir tutulma olduğunu buradan da anlıyoruz. Her yerden geçmişten bilgiler önümüze dökülecek. Doğru ile yalan arasında kaldığımızı hissedeceğiz. Ne düşünürsek düşünelim, bir yanımız gerçeğin öyle olmadığını sorgulatacak bize. Bilgi kirliliği yaşanacak.

Bir diğer önemli konu ise Satürn, karmanın lordu Kova’da geri hareketine başladı. Satürn 27- 30 yıl ardından aynı burca geri gelir. Satürn Kova burcunda en son 1991- 1993 yılları arasındaydı. Şimdi bir geriye dönün bakalım o tarihlerde hayatlarınızda neler yaşandı. Şimdi o günlere dair konuşulanlar neler? Retro geriye dönmek, üzerinden geçmek demek bir nevi. Nerelere dönüyoruz, neleri hatırlıyor ya da temize çekiyoruz? 21 MAYIS 1993 yılında İKİZLER Burcunda Tam tutulma gerçekleşmiş. Burası enteresan değil mi? Evren bir sarmal gibi kurgulanmış. İçimizdeki DNA sarmalından gökyüzüne değin. Zaman sadece ilerleyen bir kavram değil, bazen geçmişe gidip dokunuşlar yapar, açılımlar oluşturur. Farklı pencereler açar. Ya bedeller ödenir ya da ödüller alınır. Evrenin matematiğinde geç kalınmışlık yoktur. Her şey olması gerektiği gibidir.

Sabian sembollerinde ise “Bir Kriket Oyunu” Yay Burcundaki ayın sembolü. Der ki: Hayat oyununun uyulması gereken kuralları var. Her şey kurallar dahilinde. Burada asıl oyun kazanmak değil, kurallarına uyarak oynamayı becermektir. Karşı tarafın hakkına girmeden, kendi hakkını savunmaktan vazgeçmeden. Hakemin vereceği karar önemli.

Karşısında İkizler Burucundaki Güneş’in sembolü ise: Petrol için sondaj…  maddi ve manevi zenginlik arayışındaki hırs kısa vadede zenginlik ve itibar getirebilir. Ama derinlere inilmesi gerektiği için karanlıkta  yaşamaya alışmak gerekir. Derine inmek, şimdiki yaşam için geçmişe inip oralardan cevap bulma isteği.

Olayın baş kahramanı Jüpiter ise; “acılardan saklanan bir sincap”. Her şey ortaya saçılı halde dururken bazen tehlikenin nereden geldiğini bilemeyiz. Tehlikede olduğumuzu hissettiğimiz de ise saklanırız. Bu bazen kendi gerçekliğimizden saklanma da olabilir. Her yerde bilgi var ve giderek kirlendiğimizi hissediyoruz. Bir süre sonra avcılardan korktuğumuz için yemek ihtiyacını erteleyen sincap gibi kabuğumuza çekilebiliriz. Dikkatli olmak ve mantık süzgecinden geçirmek, bize söylenen.

Anın yükseleni Başak sembolüne gelecek olursak : “Okuduğu eski bir tomardan gizli bilgiler edinen adam.” Her sembol aynı yere işaret ediyor, satır aralarını iyi okuyun, anlatılmak istenen nedir? Her bilgi kanıtlanmaya muhtaçtır. Ya da kanıtlanan bilgi ile yapılacak olan nedir?

Değişken burçlar, Ay Tutulması haritasına hakim. Yani bir şeyler değişime zorluyor bizleri. Buna ayak uydurun. Bu tutulma güçlü bir tutulma. Ve ardından 10 Haziran 2021 de Güneş Tutulması gerçekleşecek. Biraz da ona hazırlanıyoruz.

YÜKSELEN BURÇLARA GÖRE ETKİLERİ

KOÇ VE YÜKSELEN KOÇLAR: Yüksek öğrenim, uzak yerlerden eğitim alma. Hukuksal konular, uzak yerlere seyahat etme. Kendi hayat felsefesini oluştururken, yenilenme ihtiyacının doğması.

BOĞA VE YÜKSELEN BOĞA: Borçlar, krediler, ortak kazanımlar konularının gündeme gelmesi. Krizli durumlar içinde bulunma ve çözmeye çalışma, ameliyatlar, kazalara dikkat. Eşten gelen para konuları.

İKİZLER VE YÜKSELEN İKİZLER: Eş ve ortak ile ilgili konuların daha çok vurgulanması söz konusu. Hukuksal konular ile ilgilenme, açık düşmanlıklar, danışmalık aldığımız kişiler  veya verdiğimiz kişilerin gündemde olması.

YENGEÇ VE YÜKSELEN YENGEÇ: Hayatımızın günlük düzeninin daha çok gündeme gelmesi. Bu alanda bırakmamız gerekenler, yapacağımız değişimler. Çalışma hayatımızın , sorumluluklarımızın gündeme gelemsi bu alanlarda bırakmamız  gerekenler.

ASLAN VE YÜKSELEN ASLAN : Sahneye çıkma isteği, AŞK hayatımız, yaratıcılık konularının gündemimize gelmesi. Çocuklarımız, eğlence anlayışımız ve yakın arkadaşlarımız.

BAŞAK VE YÜKSELEN BAŞAK: Ev ve hane ile ilgili konulara daha çok eğilme. Ev değişikliği veya evdeki düzeni değiştirme isteği. Baba ile ilgili konuların gündeme gelmesi. Aile kökleri ile ilgili bilgilerin açığa çıkması.

TERAZİ VE YÜKSELEN TERAZİ : Kardeşler, kuzenler ve yakın akrabalar ile ilgili konuların gündeme taşınması. Eğitim, yazma konuları, kısa seyahatler ile yer değişikliklerinin olması.

AKREP VE YÜKSELEN AKREP : Kendimize ait olan kazançlarımız, maddi ve manevi değerlerimiz. Bize ait olan konularda bırakmamız gerekenler. Gelirlerimiz ve taşınabilir mallarımız.

YAY VE YÜKSELEN YAYLAR : Benliğimiz, kişiliğimizi ilgilendiren konular, fiziksel değişim isteği, dışarıya kendisini yansıtma şeklindeki değişim ve bırakması gerekenler, yeni başlangıçlar.

OĞLAK VE YÜKSELEN OĞLAK :  Bilinçaltı, gizli düşmanların açığa çıkması arınma, hastaneler, haberci rüyalar, bilinçaltından gelen mesajlar, fedakarlık yaptığı konular, inziva isteği.

KOVA VE YÜKSELEN KOVA : Arkadaşlıklar, sosyal çevre ile irtibatın güçlenmesi ve bu alanlarda arınma isteği. Organizasyonlarda bulunma isteği, uzak arkadaş grupları ile iletişim.

BALIK VE YÜKSELEN BALIK : Kariyer ve iş konularının gündeme gelmesi, anne ile ilgili konular. Eşin ya da ortağın ailesinin gündeme gelmesi.

HER NE OLUYOR İSE OLMASI GEREKTİĞİ İÇİN. TUTMAYIN NEFESİNİZİ, İÇİNZİDEKİLERİ BIRAKIN SİZE HİZMET ETMEYEN HER NE VARSA BIRAKIN… SEVGİLERİMLE…

                                                                                                                                            ŞERİFE ESEN

BANDIRMA NUH’UN VAPURU

 

Manastırın ortasında
Var bir havuz
Canım havuz
Bu yurdun kızları hepsi de yavuz
Biz çalar oynarız
Bu yurdun kızları hepsi de yavuz
Biz çalar oynarız…

İsmim, ait olduğum memleket, beni kullanım amaçları çok değişti. Siz beni “BANDIRMA VAPURU” olarak tanırsınız. PAİSLEY İSKOÇYA’DA 1878 yılında Afrikalı köleler tarafından inşa edilirken 1919’da köle olmayı kabul etmeyip, bir tufandan halkını kurtarmak için yola çıkan “NUH” kod adlı kahraman ile  yoldaş olacağımı bilmiyordum. Ülkeden ülkeye gezdim, 1891’de battım, sonra kurtarıldım. Kaderini değiştirmeye geldiğim memleketin hali gibiydi, hikayem… 16 Mayıs 1919’da çıktığımız yolculuk, beni yapan kölelerin göz yaşlarına değmişti.

15 Mayıs 1919’da gökyüzünde Ay, Akrep burcunda tutuldu. Tufan’dan önce miydi yoksa tufanın tam orta yeri mi? Bir kurtarıcı, yola çıkmadan rotasını belirler. Gökyüzü, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları için yol haritasını belirlemişti. Gökyüzünü sizden iyi bilirim, derin suları, dalgalı denizi iyi bilirim, yaşlı bir gemiyim, ben. O gece, an haritasının 8. evinde, Akrep Burcu’nun 23 derecesinde tutuldu, Ay. Krizler demekti, tufan demekti. Zümrüdü Anka gibi yeniden küllerinden doğmak demekti. Bunun için kül olmak da gerekti, külden kendini yaratmaya inanmakta. Ayın karşısında Boğa’da duruyordu, Güneş. Hem yükselen Koç burcunun hem de Ayın yöneticisi Mars, Boğa’da duruyordu. Toprağına sahip çık, mesajıydı. Toprağına sahip çıkarken, mücadele edeceksin ama kararlı ve istikrarlı olarak yürüyeceksin, bu yolda. Düşmanların, hep yakın çevrende, seni içerden vurmaya çalışacaklar. ( 7. Ev terazi yöneticisi Venüs yengeç 4.ev girişinde Pluto ile kavuşumda)  Ama bir el hep seni koruyacak.

 ( 4. Ev Jüpiter yengeç) İlahi bir düzen var, bu düzen içinde vatanını kurtarırken; krizlerden geçeceksin, korkma geçmiş yaralarından, hedefine giden yolda ilahi güç sana yol gösterecek, kuvvet verecek. Yeter ki içindeki ateşin meşalesini ailene, halkına, vatanına ver. ( Chrion Koç,  Kad Yay, Neptün Aslan büyük üçgen açı) Ve tüm sistemi kuracak olan sensin. Sahneye çıkacaksın, dünya seni kurduğun sistem, askeri dehan ve stratejilerinle tanıyacak. Halk ve erk sahipleri arasında gerilim ve kopmalar yaşanacak. Senin sistemli şekilde örgütlenmen ile dağılmaya müsait halkın bir araya gelecek. Kuvay-i milliye!( Mars, Güneş Boğa 2. Ev karşısında Ay Akrep 8. ev ve apeksinde 5. Evde Aslan Satürn’ü) Maalesef  (Neptün 5. Ev) genç ve çocuk ölümleri de yaşanacak. Ve gizlice yapılan yardımlar, olacak. Tutulma Mustafa Kemal Atatürk için bir parolaydı adeta.

Tarihe bir kargo gemisi olarak geçmeyecektim bile, o gün benimle birlikte yola çıkmasaydı MUSTAFA KEMAL PAŞA. O halde size bir kehanetler öğretisinden öğrendiklerimi aktarayım. Sarışın Kurt’un seçilmiş bir rehber olduğunu bir kez daha anlatmaya çalışayım.

Ruh bilimci kahin; Elsie Wheeler bir duru görü esnasında (1925 yılında) Harran’da yaşayan Sâbiî topluluğuyla bağlantıya geçer. Bu bağlantı esnasında bazı sembollere ulaşır. Bu semboller daha sonra Astrolog Marc Edmund Jones, tarafından astrolojiye uyarlanır. Zodyak 12 burç ve 360 dereceden oluşur. Bu semboller her burcun her derecesine uygulanır. Günümüze aktardığı sembollere; Sabian Sembolleri adı verilir. Ay tutulması bitişleri anlatır. Bir yolun sonuna gelindiğini ve artık bitmesi bırakılması gerekenleri de…

Sabian sembollerinde şu kodlar yazılıydı:

“Kızılderili şiddetle atını sürüyor, kemerinde kafa derileri sarkıyor.” Boğa burcundaki Güneş derecesinde kodlanan buydu. Peki ya ne anlam çıkartmak gerekiyordu bundan?

“Kendine ait olanı doğruca ve kuvvetle alman gerek. Başarılı olmak için kendini riske atmaya hazırlanan bir “LİDER” olarak yeteneklerinle tanınacaksın. Aldığın her risk seni toplum karşısında güçlü ve statü ile işaretlenmiş bir yere sahip kılacak. Taktir edilen ve saygı duyulan olacaksın. Biz ve onlar zihniyetine kapılmaman gerekiyor. Güçlü ve hükmeden ol, başkalarından yararlanma ve onların senden yararlanmasına müsaade etme. Zihniyet sorunlarını çözmekte kararlı davran, sorunlar  zincirleme gelebilir. Sen, toprağını hak ettiğini iddia et. Bölgen için savaşacaksın. Fetih kupaları kazanacaksın. Bölgesel başlayacak, savaş. Bir klan için tehlikeler söz konusu.” Güneş, erkeği anlatır, güç sahiplerini haritada. Bu sanki Mustafa Kemal Paşa’ya verilen görevi anlatıyordu.

30 Nisan 1919 ‘da 9. Kolordu Müfettişi olarak atandı, Samsun’a gidecek ve oradaki halk ayaklanmasını bastıracaktı. Bu görevle yola çıkacaktı. “Talih bana öyle uygun koşullar hazırlamış ki, Bakanlıktan çıkarken, duyduğum coşkudan dudaklarımı ısırdığımı anımsıyorum. Kafes açılmış, önünde geniş bir evren, kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim.” Mustafa Kemal Atatürk , bu günü böyle anlatacaktı. 15 Mayıs günü  Yıldız Sarayı’nda Padişah Vahdettin ile görüştü. Ardından, annesi ve kız kardeşiyle vedalaştı. Sabah erken saatlerde üç kaynaktan aynı bilgiyi aldı, gemiyi limandan çıkartmayacaklar ya da açıkta denizde batıracaklardı. Bir an önce gitmek istiyordu. 16 Mayıs günü hareket edildi. Yolda İngilizler gemide arama yaptılar. Mustafa Kemal, kaptana sordu:
“Bu adamlar ne için gelmişler? .. “
“Efendim. Silah, cephane arıyorlarmış … “
“Görevinizi yapınız, sonuçtan beni haberdar edin. “
Sonra arkadaşlarına döndü. Dolmabahçe önlerinde demirli bulunan yabancı zırhları göstererek dedi ki:
“Bu sersem adamlar işle böyle … Yalnız demire, çeliğe ve silah gücüne dayanırlar. Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler. Biz silah ve cephane değil, ülkü, inan dolu kafa götürüyoruz . . ” Yolculuk zorlu geçmişti, varılacak liman Sinop’tu. Oradan kara yoluyla devam etme konusunu arkadaşları ile derin istişare ettiler. Daha zor olacağına karar verip, denizden yolculuğa karar verdiler. Dört gün fırtınalı denizde bazen kamarada çoğu zaman kaptan köşkünde yolu tarif etti. Yolculuğu sağ salim tamamladık. 19 MAYIS 1919 sabah 07:00 sularında SAMSUN’a geldik…

Yol kenarında bir askerin ağladığını görünce sordu:

“Asker ağlamaz arkadaş sen niye ağlıyorsun?”

Anadolulu çocuk içini çekti.

“Düşman yurdu bastı, hükümet bizi terhis etti, silahımızı elimizden aldı. Benim gidecek yerim yok. Toprağımıza giren düşmanla ne ile savaşacağım?”
Mustafa Kemal erin omzuna elini koydu, Rumeli şivesiyle:
“Üzülme çocuğum” dedi. “Gel benimle!”

 Bu eri, Samsun askeri deposundan giydirip silahlandırarak yanına aldı. Mustafa Kemal’in Anadolu’da oluşturduğu ordusunun ilk eri; bu “Mehmetçik” oldu.

“Kalabalıklar vahiy almış birisini dinlemek için dağdan iniyor.” Akrep burcundaki Ay, derecesinde kodlanan mesajda bunlar yazıyordu. Anlamı neydi?

“ Ay, haritada kadını ve halkı anlatır. Halk, kendisini zor ve kötü durumundan kurtaracak, onu anlayacak ve ne derse onun peşinden gidecek bir KURTARICI arıyordu. Yücelerden gelen, kendisini kaçtığı dağ tepelerinden indirebilecek, sözüne inanacağı bir kurtarıcı. Ama hepsi verdiği mesajı anlamayacaktı. Bu verilen bilgilerle ne yapacaklarını bilemeyenler olacaktı. Günlük hayatlarına indirgemeyenler olacaktı. Anlatılan hikayeye inanmaları gerekecekti.”

“Geleneksel imgelerle yeni sembolik formlar veren öğretmen.” An haritasında Koç yükseliyordu. Bu bir lidere işaret ediyordu, izleyeceği yolu anlatıyordu.

“Fikirlerin ve yayılacak mesajların var. Öncesinde yapıldığını düşündüğün için çekincelerin olabilir. Ancak senin yaptığın her şeyde izin olacak, en iyi yöntemlerinle yapacaksın. Tüm yeni fikirlerin ve planların çevrendekileri canlandıracak. Olaylara farklı bakış açıları geliştireceksin. Eski fikirleri, yeni düşünce formlarıyla revize edeceksin. Eski fikirlere yeni çözümler bulursan eğer “DEVRİMCİ” olacaksın. Farklı bir duruş sergilemeye ve olaylara yeni bir bakış açısı getirmeye hazırla kendini. Kendinin ve başkalarının sana koyduğu sınırlamalara bağlı kalma. Yeniden yorumla. Bilincin yeni boyutları eski düşünce formlarını kırıyor. Kuantum bilimi. Bir zamanın ötesinde olmak. Eski ve yeni öğretilerin birleşimi.

“ On adet kütük daha karanlık ormanlara açılan kemer altı yolunda bulunuyor.” An haritasının 10. Evini Oğlak temsil ediyor, toplumun sizi nasıl gördüğü, hayat felsefeniz, toplumun sizden beklediği…  Anlamına gelince…

“ Olaylar ve insanlar yoluna çıkarken, engelleri aşmayı ileriye doğru gitmeni sağlar. Bazen nereye doğru gideceğin konusunda kararsız kalabilirsin. Her zaman gittiğin yol mu yoksa yeni yola mı gitmelisin? Daha zor ve gizemli bir yolda olduğunu hissedebilirsin. Bilinmeyene doğru bir yolculuğa hazırlanman gerekebilir; muhtemelen bu önemli bir yolculuk, bir kader ama bazen nereye gittiğini bilemeyebilirsin. İyi hazırlanmalısın. Bilinmeyene giderken kendini korumaya almalısın. Bilinmeyen bir yol için hazırlık yapmalısın. Geçmişi aşmalı, enerjik dayanıklı ve azimli olmalısın. Daha derine inmende önce dikkat edip görmen gereken eşikler var.

“Beyaz güvercin bulanık suların üzerinden uçuyor.” Boğa burcundaki Mars, bize nasıl mücadele ve savaş verileceğini kodluyor.

“ Yardıma ihtiyacı olanlara sakinlik ve korumayı müjdeleme yeteneğini ifade eder. Her yerde sıkıntı olsa da bununla baş edebilir ve güvenli bir zemin oluşturabilirsin. İnsanların hayatlarına düzen ve güvenlik getirmek için karanlık tarafa geçmen gerekebilir. Siz veya bir başkası bir süreliğine gözden kaybolsa ve bazıları kendilerini terk edilmiş hissetseler bile geri dönülecek mutlaka. Güvenlik ve güvence için rehberlik edeceksiniz. Kendini dışlanmış hisseden ve güvenceye ihtiyaç duyanlara bir mesaj göndermeniz ve almanız gerekebilir. Manevi farkındalık endişelerini aşacaksın. Kehanet görevin var. Barış mesajları ve sembollerini kullanman için gönderildin. Hedefine mutlaka gideceksin. Sorunlu zihinleri yatıştıracak ve ödediğin kefaret ile umut olacaksın.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında geride bıraktıkları için değil yapmak istediği idealler için yaşayacaktı. Bana gelecek olursak; bu yolculukta payıma düşen Paşa ve silah arkadaşlarını emanet aldım ve sağ salim onları vatanlarına teslim ettim. Ne Karadeniz’in hırçın dalgalarına ne de düşman gemilerine yar etmedim.

Sonra işittim ki; Havza’ya giderken arabası bozulmuş ve uzaktaki köye yürümeye karar vermişti. Arkadaşlarına: “Yürüyebilir misiniz?” demiş ve cevap vermelerini beklemeden yürümeye başlamış. Karageçmiş köyüne bir saat yürümeleri gerekiyorken, akıllarında binlerce soru varken birden mırıldanmaya başlamış:

Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar!

Sizde söyleyin yorgunluğunuzu alır, demiş gülümseyerek. Ardından hep bir ağızdan söylemişler:

Bu gök, deniz nerede var 
Nerede bu dağlar taşlar
Bu ağaçlar güzel kuşlar
Yürüyelim arkadaşlar!
Her geceyi güneş boğar
Ülkemizin günü doğar
Yol uzun olsa da ne var
Yürüyelim Arkadaşlar!

Gençlik Marşı olarak kabul edilip, söylendi. Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs’ın Milli Bayram ilan edildiği gün 1938’de hasta yatağında gülümseyerek şunları söyleyecekti:

“Anadolu’nun dağ başlarını, tekerleklerine çuval doldurduğumuz kırık dökük otomobillerle aşarken, yanımdaki arkadaşlarımla bu marşı söylemeyi adet edinmiştim….”

Saygı, Sevgi ve ÖZLEMLE….

                                                                                           ŞERİFE ESEN

KAYNAKÇA:

Sinan Meydan, Parola NUH, Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları

Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri II, Cumhuriyet Kitapları

Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi , Gazi Mustafa Kemal

 İlk Adımın Simgesi Bandırma Gemisi

Yılmaz Özdil, M. Kemal

BANDIRMA VAPURU

GÜL AĞACI DALINDA HIDRELLEZ

Hıdırellez, diğer bir adıyla “Ruz-ı Hızır” yani Hızır günü. Kışın bitip artık yazın sıcağın gelişinin kutlandığı gün olarak bilinir. Hızır ve İlyas Peygamberlerin adlarına Kur’an’da rastlanmaz ama Hz. Musa’ya yardım edenin Hızır olduğuna inanılır. Hıdır, Arapçada Yeşil Adam anlamına gelir. Boz atlı Hızır ölümsüzlük suyu olan Ab-ı Hayat suyundan içmiştir. Eski Mısır’da Thoth, İbranilerde Enoch, Yunan mitolojisinde Hermes, İslamiyet’te İdris peygamber. Gılgamış Destanında adı geçen “Hasısatra” nın da Hızır olduğu iddia edilir. Son olarak Aya Yorgi mitinde de aynı özellikler görüldüğü bilinmektedir. Hızır ve İlyas Peygamber iki kardeş peygamberdir. İlyas denizlerden, Hızır peygamber ise kara parçalarından dilekleri toplar. Hızır Aleyhisselam peygamberler zincirinin en önemlilerinden birisidir. Kısas-ı enbiyada (Peygamberler tarihinde) Hz. Muhammed’in soyu olan Hz. İbrahim’den sonra yaşamış bir peygamberdir… Musa peygamberle yolculuk eden, onu sabır sınavından geçiren yoldaşıdır… Avrasya hakimi İskender Zulkarneyn‘in ordu komutanlarından biridir. İskender Zulkarneyn’in teyzesi oğludur ki; cesedini tufana kadar muhafaza edip, Nuh tufanından sonra sular çekilince defnetmiştir. Hz. Adem’in oğlu Kabil’in soyundan ilk nesil torunudur… Hz. İbrahim ile aynı dönem yaşamış olup, Nemrut zulmünden sonra birlikte Babil’i terk etmiştir. Battal Gaziden, Bektaşi gülbanklarına kadar sayısız hikâyelerde Hızır motifi yer alır. Hatay Samandağ’a bağlı Hıdırbey köyündeki çınar ağacının Hıdır (Hızır) peygamberin yere sapladığı bastonundan yeşerip büyüdüğüne inanılır.
Anadolu’da Hızır, kalbi temiz olana darda kalana yetişir. Düşkünün imdadına Boz atıyla koşar “ Boz atlı Hızır yoldaşın olsun.” Anadolu’da yola çıkan kişi, bu şekilde uğurlanır. “Hızır gibi yetiştin.” “Kul sıkışmayınca Hızır, yetişmez.” sözü de buradan gelir. İstediğine görünür, istediği zaman kaybolur. Kısa zamanda çok uzak mesafeleri gidebilir. Bir andan bir çok mekanda olabilir. Buna da “Tayyı mekan” denir. Çevresi kutsal olan Kudüs’te oturur. Hızır, her yıl Hz. İlyas ile Mekke’de buluşur, Hac yapar. Bolluk bereketi temsil eder. Anadolu’da Hıdırellez Günü çok önemlidir. Eve, mutfağa o gün erzak alınır. Bu, evin mutfağı bereketli olsun diye yapılan ritüellerden birisidir. 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece bir yere serilen un ya da bulgurun üzerinde eğer el izi var ise Hızır’ın o eve bolluk bereket getireceğine inanılır. Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St. Georges günü olarak kutlamaktadır. Çeşitli kültürlerde mit olarak bulunan bu anlatının, Mezopotamya, Anadolu kültürüne bazı kaynaklar ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültürüne dayandığını söyler. Anadolu’dan Balkanlara, Mezopotamya’dan, Doğu Akdeniz ülkelerine değin dünyanın bir çok yerinde kutlamalar, şenlikler ile ateş yakılıp üzerinden atlanılarak yapılır.
Hıdırellez kutlamaları, geceden yollara düşülerek varılan su kenarlarında, yeşil ve ormanlık alanlarda büyük ateşler yakılarak yapılır. Ateşin üzerinde atlama ritüeli, gül ağacına asılan dilekler. Kağıda çizilen dilekler, gülün dallarına asılır, bir keseye konulan bozuk paralar ile. Yıl içinde bu para cüzdanda durur, bereket bolluk getireceğine inanılır. Ardından sabaha karşı gül ağacına asılan dilekler alınır ve akan bir suya atılır. Deniz ve su kenarında iki kardeş peygamberin buluştuğuna inanılır. Bazen de gül ağacının atlına gömülür, dilek kağıdı. Doğuda baharın ilk kuzusu baharın ilk yeşillikleriyle yenilir. Böyle olursa sağlıklı olunacağına inanılır. Ayrıca bugün toplanıp kanatılan otlar içilirse şifa vereceğine inanılır. Anadolu’da bazı yörelerde sadaka verilmesi, oruç tutulması gibi kurallar da bulunur. Anadolu’nun kadim kültürünü hala yaşatan topluluk olan Yörükler, Hıdırellez’de yıllık yoğurt mayalarlar. Bu geceyle birlikte iki gün sabah ezanı ile tan yerinin ağarması arasındaki sürede doğadaki bitkilerin üzerinden çiy tanelerini toplanır. Mayalanacak sütün içine tahta kaşık yardımıyla besmele çekerek mayalanır. Her sene bu şekil de mayalarını tazelerler. Karakeçili Yörükleri Hıdırellez günü hiçbir hayvana zarar vermez. Hıdırellez günü mayalanan yoğurdun üzerine nazar değmesin diye çörek otu konur. Bu maya eş dost akrabaya dağıtılır.

ŞERİFE ESEN

SEVGİ NEYDİ? SEVGİ EMEKTİ

Tanrı Dağları’ndan Çukurova’ya uzanan o hepimizin ezbere bildiği öykü…

Selvi Boylum Al Yazmalım

Ne zaman sana rastlasam inceden bir Hicaz olur Ömrüm…

Cengiz Aytmatov, havaalanında karşılar, Türkiye’den gelenleri. Uçaktan indiklerinde Kadir İnanır’a doğru koşarak gider, “İlyas” diye sarılır. Filmi henüz izlemeden, onca insanın arasında hayalindeki kahramanı, kimin canlandırdığını bulmuştur.

SSCB henüz dağılmadan orada da “Kırmızı Eşarp” olarak çekilmiş ama ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ öyküyü ölümsüzleştirmiştir. Film 1977 de çekilmiş ancak 1 Kasım 1978’de gösterime girmiştir. Ve gösterime girdiğinde yer yerinden oynar.

Tarihinde ilk kez bir başrol oyuncusu, filmin sonunda terk edilir. Türkan Şoray bunu ilk başta kabul etmez. Asya, İlyas’a dönmeli ve mutlu son olmalıdır. Sonunda öyküye sadık kalınır. Filmin vizyona girdiği gün, gökyüzünde gezegenlerin çoğu Akrep’te toplanmıştır.

SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM AN HARİTASI

Bu da filmin başlangıcındaki gecikmeyi ve krizleri anlatmamıza girizgah olur. Türkiye’de çekilen filmin parlaması, ülkemizin Akrep stelyumu ile filmin Güneş, Ay, Venüs, Uranüs, Merkür, Mars gezegenlerinin Akrep burcundaki stelyumunun kavuşum yapması da ayrıca manidar.

Akrep vurgusu bize hikayenin, kahramanlarının içinde barındırdığı dönüşümü vurgular. Haritalarda Güneş ve Mars erkeği anlatır; hikayenin iki erkek kahramanı İlyas ve Cemşit, bazen gizemli, bazen sezgisel, bazen de krizlerle yeniden doğan ve yaşayanlardır.

İlyas, İstanbul’dan hiç tanımadığı bir yere gelip, baraj inşaatında çalışmaya başlamış, çapkın, hayatı yollarda geçmiş, şehirlidir. Cemşit ise depremde ailesini kaybetmiş, tek başına yaşayan, insanların hayatını kurtarmak için canını tehlikeye atan adamdır. Filmin çekildiği yer bir barajdır, evet. Akrep, stelyumlu bir haritada rahat akış yaptığı Satürn Başak, suyun düzenli akmasını ister, su enerji olarak dönüşür.

Baraj, Osmaniye il sınırları içinde yer alan Aslantaş baraj inşaatıdır. Peki ne saklıdır bu bilginin altında? Filmde bir sahnede antik kent görülür. Hierapolis- Kastabala. Ceyhan Nehrinin kuzeyinde bulunan Hierapolis-Kastabala kutsal merkez olarak kullanılmıştır. Kastabala’nın Tanrıçası Perasia’nın ülkesi çok genişti. Bu ülke kuzeyde Karatepe ve Bahadırlı köyleri güneyde ise kıvrılarak ovada süzülen Ceyhan (antik Pyramos) Nehri bulunur. Amasya’lı Strabon’a göre, Kastabala’ da Artemis Perasia’ nın kutsal tapınağındaki rahibeler, dinsel törenler uyarınca yaptığı uzun danslar sonunda vecde gelirdi, Rufailer örneği kızgın közler üzerinde oynamayı sürdürür ve vecdin zirvesinde elindeki meşaleyle tapınaktan dağa, Ceyhan’ın koyaklarına, ormanlık tepelerine doğru kaçardı. Gene Hellenistik ve Roma İmparatorluk Çağında Perasia şerefine burada kutsal Pan-Hellenik yarışmalar düzenlenirdi. Sikkelerde, kenti temsil eden kule-başlıklı kadın başının önünde, kutsal kentin sahibesi tanrıça Perasia’nın simgeleri olan meşale ve çam ağacı bulunuyordu. Strabon’un sözünü ettiği Kastabala’nın tanrıçası Artemis Perasia Kubaba’dan başkası değildir. Kastabala kült yerinin önceleri sanıldığından çok daha eski olduğu ve tanrıça Kubaba’nın onun sahibi olduğu açığa çıkmıştır. Kubaba, Kybele olarak bildiğimiz Anadolu’nun ana tanrıçasının eski adıdır. Ateşte dans eden rahibeler, vecd içinde ellerindeki meşaleyle ormana, dağa kaçıyorlar.

Mars, haritayı koç yönüyle değil, akrep yönüyle ortaya çıkarıyor. Bedenlerini yakıp, ruhlarını dönüştürüyorlar. Zümrüd-ü Anka hikayesi, filmin, öykünün, çekildiği yerin her anına sinmiş.

Ay ve Venüs haritada kadını dişil enerjiyi anlatır, genel olarak. Asya, annesi tarafından başka biriyle zorla evlendirilecekken, yolda tanıştığı adamla; İlyas’la gider. Asya aşka aşık olmuştur, heyecana. Ama bunu hep içinde yaşamış ve belli etmemiştir. Venüs Akrep’te ve retro oluşu bunu anlatır, bize.

İlk önce, Aldırma Gönül’dür kamyonun yazısı. Sabahattin Ali, Sinop Cezaevinde yazmıştır, bu şiiri. Şairinin de ölümü, hep bilinmez olarak kalacak, bir yolculuk esnasında son bulacaktır, hikayesi. Şiir, şairin kendisine tesellisidir, filmin sonunda İlyas’ın tesellisi olacaktır.

Çocukları olmuştur ama krizler baş gösterir, eşine şiddet uygular, aldatılır, terk eder. Hayatına aldığı insanlar, yaralıdır, hem kadın hem erkek tarafın. Çünkü Chrion yaralı şifacı, Akrep stelyumuna gerilimli bir açı yapmaktadır. Yolda karşılaştığı adama sığınır, mesela…

Merkür, Ay kavuşumu ise bize iç sesle konuşmayı anlatır. Filmde hep iç sesleri duyarız. Kimse duygularını açıkça ifade etmez ve gizemli kalır, Akrep etkisidir.

Mars’ın 29 derece Akrep’te olması aşırı öfke ya da pasiflik, cinselliğe düşkünlüğü anlatır. İlyas aşırı öfkeli ve aldatan bir eştir, Cemşit ise pasif kalmış, Asya’yı ve Samet’i olduğu gibi kabullenmiştir.

Ve Uranüs ahh, Uranüs… Beklenmeyeni bekleten çılgın gezegenim. Hızlı başlayan hikaye aniden yön değiştirir. Özgürlük arayışı, düzene karşı gelme hem kadın hem de erkek karakterlerde vardır.

Asya, düzene karşı gelmiş, İlyas’a gitmiş,

İlyas, İstanbul’dan taşraya gelmiş, hiç tanımadığı bir kültürdeki kızla evlenmiş ama buna alışamayıp düzeni bozmuştur.

Cemşit, çocuklu bir kadını başkasını beklediğini bile bile sahiplenip, yaşadığı ortamdaki düzene karşı gelmiştir.

Ve Samet, filmdeki erkek çocuk, acaba ondaki gizem neydi? Kötü karakterleri canlandıran aktör “Bilal İnci”nin küçük kızıdır, Samet. Bu da Uranüs’ün becerisi bence.

Boğa Chrion’u ile karşıt açı yapan Akrep’teki tüm gezegenler bize şunları da söyler: Sahip olamama, yetersiz ve fakir hissetme, hep şüphe duyma.

İç sesler hep soru sorar: “ Gel, desem benimle gelir mi? Seninim işte alıp götürsene beni!” İlyas, Asya’ya sevgisine sahip olamamıştır. Asya, sevdiği adama karşı hislerine. Cemşit, sevdiği ve evlendiği kadının gitmesine… Samet ise babasına.

Başak Satürn’ü, Yay Neptün’ü ile gerilimli açısı da düzen kurmakta zorlanmayı, düzene yabancılaşmayı ve dağılmayı anlatır, bize. Chrion ile Satürn açısı ise aslında otorite figürleri tarafından düzen kurmak için hep desteklenildiğini de anlatır, bunu başaramamış olmayı da. Ve kahramanların hepsi aslında bir şekilde kendilerini feda etmişlerdir. Tüm bu Akrep toplaşmasına Güney Ay Düğümü Balık’tan rahat bir akış var.

Al yazma, kırmızı kamyon, Samet’in salıncağı bile kırmızıya boyanır. Heyecanı, anlatır ve tabi ki; tüm haritaya damgasını vuran Akrep’in yöneticisi olan Mars’ın işidir, bu.

Filmin sonundaki cümleyi ezbere biliriz. Akrep Venüs’ü “sevgi neydi” diye sorar, Chrion Boğa’ya?

“Sevgi emekti, der, Satürn Başak’la birleşerek.

Öykü de bu cümle ve iç konuşmaların çoğu yoktur. Adanalı ünlü senarist Ali Özgentürk tarafından senaryoya eklemiştir.

Tanrı Dağları’ndan Toros Dağları’na uzanan öyküyü Kırgız Kızı Asya, hafızalarımıza kazınan iç konuşmasıyla tamamlasın:

“Mutluluk neydi; coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yaprak, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı… Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkardı. Sevgi neydi; sevgi sahip çıkan dost, sıcak insan eli, insan emeği idi. sevgi iyilikti, sevgi emekti.”

Şerife ESEN

GELECEĞİM BADEM AĞAÇLARININ AÇMASINI BEKLE…

KYBELE

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var

Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var

FUZULİ

“Ben, işte buradayım. Her şeyin anası tabiat benim, bütün unsurların hakimesi, bütün başlangıçların başlangıcı, uluhiyetlerin en yükseği, gölgelerin kraliçesi, göktekilerin birincisi. Birçok şekiller altında bütün dünyada tevcil edilen biricik uluhiyetim.” ( Apuleius; Metamorphoses I. 5.)Büyük tanrıça, tanrıça Kybele, Dindymus’un sahibesi tanrıça, evimden uzak olsun senin çılgınlıkların: haydi, git başkalarını hiddete sal, başkalarını çıldırt, haydi. (Catullus 63.91-93)İster adına , Mitos deyin, ister söylence; yeryüzünde en çok bana benzeyen Tanrıçalara inandınız. Her kültürde her devirde, her coğrafyada adım değişti ama aslolan benim adım değildi. Koruyuculuğumla bana sığındınız, öfkemden hep korktunuz. Türkler bana “Umay Ana” dediler, Mısır’da; “İsis” oldum. Sümer’de; “ İnanna” iken; Akkad’da İştar’dı adım. Hitit’te “Kubaba”, Frig de; “Matar Kubile” dediniz. Roma da ; Magna Mater , Efes’te ise Artemis’tim. Yunanistan ve Roma’da; Gaia, Rhea, Demeter, Mater, Manga Mater, Dindymos, Dindymene, hepsi bendim. İtalya’da ; Venüs, Vesta’ da oldu adım. Ermenistan ve Arap kavimlerine gelince; Hubel ve Kıble’ydim Lidya’da; Kybele … Asıl hikayemi anlatmadan size bir sır vereyim mi? Ay Tanrıçasıyım ben, asırlar önce doğduğum topraklara geri dönmek için; güneşin ışıklarını hapsettim kendime. Siz Güneş tutuldu dersiniz, buna. Ben tüm ışığımla yeniden geldim, derim.Gökyüzünden koruduğum yeryüzü; bitkileriyle, hayvanlarıyla verimlidir, vahşi hayvanat ve doğada ki bereket, benim himayemdedir. Gökte hilal biçimdeki genç ay, bakirliği anlatır; yerin yüzündeki ilkbahar da kızdır, sonra güneş (Temmuz) yeryüzünü ürüne gebe bırakır; dolgun ay kadınlık ve gebeliği anlatır. Ardından yazın ya da sonbaharda ürünler yetişir ve hasat edilir; küçülen ay da ana olmayı anlatır. Bu nedenle Ay Tanrıçası’yım ben. Güneş, erildir. Doğa anayı ısıtır ve onu tohumlar, ürünlere gebe bırakır. Tabiattın uyanmasıyla doğan, uyumasıyla ölen Tanrı’dır. Zeus’un rüyasında gördüğü bendim. Bu rüya ile tohumunu toprağa döktü, Zeus. Ve çift cinsiyetli “Agdistis” olarak geldim, dünyaya. Zeus, hiç hoşlanmadı yaptığım azgınlıklardan. Beni durdurmak için, Tanrı Dionysos görevlendirdi. Dionysos, her gün serinlemek için gittiğim suya şarap karıştırıp, beni sarhoş etti. Ve sonra erkeklik organımı, bir çam ağacına bağladı. Sabah ayılıp kendime gelince, birden zıpladım ve kendimi hadım ettim. Kesilen organlarımdan akan kanlardan bir badem ağacı ve meyveler oluştu. Irmak Tanrısı Sangarios‟un (Sakarya Irmağı) kızı Nana, bu badem ağacından bir meyve alıp koynuna koydu ve hamile kaldı. Sangarios (Sakarya Irmağı) kızının bu durumu öğrendikten sonra kızını ölüme terk eder. Tanrılar Nana’ya yardım ederler. Nana, Attis‟i doğurur. Babası Sangarios (Sakarya Irmağı) çocuğun doğduğunu duyduğunda bebek Attis‟i sokağa attı. Bunu görünce ben, Attis‟i aldım ve onun himayem altındaki çobanlara verdim. Ona aşık olmuştum. Tek isteğim, aşkıma sadık kalmasıydı. Onu koruyacağıma söz vermiştim. Gençti, çok yakışıklıydı. Bir gün Kral Pessinius’un kızıyla evleneceğini haber aldım. Düğüne gittim. Attis beni gördüğünde, verdiği sözü hatırladı. Çıldırdı, utandı. Sonra erkeklik organını kesti. Akan kanın düştüğü toprakta mor menekşeler, yetişti. Kendisini de öldürmek isteyince, izin vermedim ve onu sonsuza kadar yeşil kalacak olan, çam ağacına çevirdim.Baharın gelişini, badem ağacından öğreniriz, herkesten önce giyer, gelinliğini. Açar bembeyaz çiçeklerini, muştulayarak baharı. Ah bilseniz bende hangi çiçekleri açtırır, o bahar kokusu. Birlikte yaşadığımız, aşk dolu zamanlardan sonra kışın ölen ve ilkbaharda yeniden dirilen, Attis’imin yeniden doğuşu yüreğimi yere göğe sığmaz eder. Anadolu’ya gelmeden çok önceydi sanırım, Sümer’lerde Attis’in adı, “Tammuz” idi. (Temmuz ayının adı oradandır). Doğayı ısıtıp; gebe bırakan güneş, anlamında kullanmışlardı. Ölüm ve yeniden diriliş, mevsimlerin canlı hayatını etkileyişini anlatır. Attis’e de birçok kültürde başka adlar verdiniz. İbrani dilinde, Suriye’de «Efendimiz» anlamında “Adon” oldu. Baharın gelişini kutladığınız, Hıdırellez ve Nevruz Sultan şenlikleri…ilkbahara doğru Paskalya, yani Isa’nın yeniden doğması hep Temmuz’un doğuşu festivallerinin kalıntılarıdır. . Her dönem Attis’le olan aşkımı anlattınız. Antik Dönem şairlerinden Kitalus ne güzel anlatır: “Attis derin denizleri hızlı gemiyle aştı; sabırsız tez adımlarla Frigya ormanına ulaştı ve Tanrıça‟nın ormanlık gölgeli mekanına girdi. Orda çılgın öfkenin dürtüsüyle esrimiş, kesip attı keskin çakmaktaşıyla kasıklarından ağırlıklarını, lekeledi taze kanla toprağı, hızla kaptı sonra kar beyazı elleriyle hafif tefi, senin tefini, Kybele senin gizemlerini. ” Kybele papazlarının, bana feda ettikleri erkeklikleri, sevap sayıldı. Bu vazgeçiş ve adanmışlık, zamanla kendini kurban etmek yerine, simgesel törenlere dönüştü. Bazen koyun kurban ettiniz, Sami ırkı bunu simgesel bir biçimde sünnete dönüştürdü.Hıristiyan rahipleri ise platonik sünnetle uygulayarak yaşamlarında, kadınlarla ilişkide bulunmadılar. Attis’in doğuşunu kutlamak için büyük şenlikler yapar ve yaptığınız küçük heykelleri nehirde yıkadınız. Bu da size tandık gelmiyor mu? Bu gelenek zamanla vaftiz ayinini oluşturdu. Öyle bir zaman geldi ki; adım Hübel oldu ve Mekke’­ ye de gittim. Kâbe’ye götürüp, diktiler. Giderken kolum kırıldığı için Kureyş kabilesi bana altın bir kol taktı. Ve etrafımda dönmeye başladılar. Halikarnas Balıkçısı’na göre; “Kıble” sözü benim adımdan gelir.Ben Kybele, dünyanın neresine gidersem gideyim, Anadolu’yum. Heykellerimi yaptınız, dağların tepesine koydunuz, tapındınız, korktunuz, saygı duydunuz bana. Heykellerimin yanında gördüğünüz aslanlar, koruduğum vahşi doğayı, başımda gördüğünüz kuleden tacım, koruduğum şehirleri simgeledi. “Hermeios’un oğlu Sideropolis’li Asklepiades adağı On iki Tanrı Ana’ya dikti” bulduğunuz heykelimin altında bunlar yazar. 27 Mayıs 1964 senesinde Yay dolunayında buldunuz beni, Afyon’ da. 1700 yıl öncesine ait bir zamandan geldim. Sonra ortadan kayboldum. Bambaşka bir ülkeye götürdüler. (kaçırdıklarını sandılar.) 14 Aralık 2020 hani o çok bunaldığınız zamanda, göğe baktım. Anadolu’ya doğduğum topraklara şifaya gitme vaktidir, dedim. Güneşe, Ay’a seslendim. Ay düğümleriyle kavuştular, bir oldular. Işıklarını perdelediler, tutuldu güneş. Neptün kaybolanı, saklananı getirdi, uzak diyarlardan. Ve Merkür duyurdu uzaklardan gelenin şifacı, tanıdık birisi olduğunu. Yay’da tutuldu güneş, bilgelik de tutuldu. Saklı güzellik kalmayacak dedi, Akrep’teki Venüs. Çok uzaklardan yeni dünya (Amerika) dedikleri yerden, kadim bilgeliğin yurduna Anadolu’ya, evime geldim. Önce yedi tepeli şehre getirdiler,(İstanbul) boğazın kokusunu içime çektim. Sonra doğduğum yere Afyon’a gideceğim. Yeni bir zamana evriliyordu, gün.. Bilgenin değil, bilginin ışığına gidiyor pervaneler…Not: 1964 yılında Afyonkarahisar’da yapılan bir yol çalışmasında bulundu. 1700 yaşında olduğu bilinen. Kybele İsrail’e kaçırıldı. Bir müzayede de satılmak üzereyken; Türk Makamları tarafından, 13 Aralık 2020 tarihinde Anayurduna , Türkiye’ye getirildi.

ŞERİFE ESEN

KAYNAKÇA

  • Lynn E. Roller : ANA TANRIÇA’NIN İZİNDE, ANADOLU KİBELE KÜLTÜ
  • Halikarnas Balıkçısı : ANADOLU EFSANLERİ
  • Özlem Ergün : Anadolu Uygarlıklarında Pişmiş Topraktan Yapılmış Kybeleler (Y.L.T.)

TERAZİ YENİ AYI “DENGEYİ İÇİNDE ARARKEN”

TERAZİ YENİ AYI 13° 24’   6 EKİM 2021   “Aşkım da değişebilir gerçeklerim dePırıl pırıl dalgalı bir denize karşıYan gelmişim diz boyu sularaHepinize iyi niyetle gülümsüyorumHiçbirinizle dövüşememBenim bir gizli bildiğim varSizin alınız al inandımMorunuz mor inandımBen tam kendime göreBen tam dünyaya göreAma sizin adınız neBenim dengemi bozmayınız. // Turgut Uyar Türkiye saatiyle 14 : […]

Tamamını Okuyun…

    BALIK DOLUNAYI 21.09.2021

“IŞIK PRİZMADAN GEÇERKEN ÇOK RENKLERE AYRILIR.” 21 EYLÜL 2021 gece yarısı gerçekleşen  28° Balık dolunayında bize evrensel şifa vaat edilirken, sisler bulvarında da yürüyebiliriz. “Scheat” sabit yıldızı ile kavuşan bu Dolunay bizlere neler anlatacak? Haydi birlikte anlamaya çalışalım. Scheat sabit yıldızı tehlikeyi, can kayıplarını anlatır. Sular ve sıvılardan gelecek tehlikeleri anlatır. Zodyağın son burcu ve […]

Tamamını Okuyun…

MAVİ DOLUNAY

“Bi’ çaresi bulunur elbet yarınYeniden yaşamanınBi’ çaresi bulunur elbet canımBi’ uyuyup uyanalım…” KOVA DOLUNAYI 22 AĞUSTOS 2021 Türkiye saatiyle 15:01 de gerçekleşecek Kova Dolunayı, bu yıl aynı ay içinde ve aynı burçta gerçekleşen ikinci dolunay. Bu nedenle adı “MAVİ DOLUNAY”. Burcun 29 derecesinde yani son derecesinde gerçekleşeceği için tüm ihtimalleri tek elinde bulunduran bir Dolunay. […]

Tamamını Okuyun…