GELECEĞİM BADEM AĞAÇLARININ AÇMASINI BEKLE…

KYBELE

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var

Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var

FUZULİ

“Ben, işte buradayım. Her şeyin anası tabiat benim, bütün unsurların hakimesi, bütün başlangıçların başlangıcı, uluhiyetlerin en yükseği, gölgelerin kraliçesi, göktekilerin birincisi. Birçok şekiller altında bütün dünyada tevcil edilen biricik uluhiyetim.” ( Apuleius; Metamorphoses I. 5.)Büyük tanrıça, tanrıça Kybele, Dindymus’un sahibesi tanrıça, evimden uzak olsun senin çılgınlıkların: haydi, git başkalarını hiddete sal, başkalarını çıldırt, haydi. (Catullus 63.91-93)İster adına , Mitos deyin, ister söylence; yeryüzünde en çok bana benzeyen Tanrıçalara inandınız. Her kültürde her devirde, her coğrafyada adım değişti ama aslolan benim adım değildi. Koruyuculuğumla bana sığındınız, öfkemden hep korktunuz. Türkler bana “Umay Ana” dediler, Mısır’da; “İsis” oldum. Sümer’de; “ İnanna” iken; Akkad’da İştar’dı adım. Hitit’te “Kubaba”, Frig de; “Matar Kubile” dediniz. Roma da ; Magna Mater , Efes’te ise Artemis’tim. Yunanistan ve Roma’da; Gaia, Rhea, Demeter, Mater, Manga Mater, Dindymos, Dindymene, hepsi bendim. İtalya’da ; Venüs, Vesta’ da oldu adım. Ermenistan ve Arap kavimlerine gelince; Hubel ve Kıble’ydim Lidya’da; Kybele … Asıl hikayemi anlatmadan size bir sır vereyim mi? Ay Tanrıçasıyım ben, asırlar önce doğduğum topraklara geri dönmek için; güneşin ışıklarını hapsettim kendime. Siz Güneş tutuldu dersiniz, buna. Ben tüm ışığımla yeniden geldim, derim.Gökyüzünden koruduğum yeryüzü; bitkileriyle, hayvanlarıyla verimlidir, vahşi hayvanat ve doğada ki bereket, benim himayemdedir. Gökte hilal biçimdeki genç ay, bakirliği anlatır; yerin yüzündeki ilkbahar da kızdır, sonra güneş (Temmuz) yeryüzünü ürüne gebe bırakır; dolgun ay kadınlık ve gebeliği anlatır. Ardından yazın ya da sonbaharda ürünler yetişir ve hasat edilir; küçülen ay da ana olmayı anlatır. Bu nedenle Ay Tanrıçası’yım ben. Güneş, erildir. Doğa anayı ısıtır ve onu tohumlar, ürünlere gebe bırakır. Tabiattın uyanmasıyla doğan, uyumasıyla ölen Tanrı’dır. Zeus’un rüyasında gördüğü bendim. Bu rüya ile tohumunu toprağa döktü, Zeus. Ve çift cinsiyetli “Agdistis” olarak geldim, dünyaya. Zeus, hiç hoşlanmadı yaptığım azgınlıklardan. Beni durdurmak için, Tanrı Dionysos görevlendirdi. Dionysos, her gün serinlemek için gittiğim suya şarap karıştırıp, beni sarhoş etti. Ve sonra erkeklik organımı, bir çam ağacına bağladı. Sabah ayılıp kendime gelince, birden zıpladım ve kendimi hadım ettim. Kesilen organlarımdan akan kanlardan bir badem ağacı ve meyveler oluştu. Irmak Tanrısı Sangarios‟un (Sakarya Irmağı) kızı Nana, bu badem ağacından bir meyve alıp koynuna koydu ve hamile kaldı. Sangarios (Sakarya Irmağı) kızının bu durumu öğrendikten sonra kızını ölüme terk eder. Tanrılar Nana’ya yardım ederler. Nana, Attis‟i doğurur. Babası Sangarios (Sakarya Irmağı) çocuğun doğduğunu duyduğunda bebek Attis‟i sokağa attı. Bunu görünce ben, Attis‟i aldım ve onun himayem altındaki çobanlara verdim. Ona aşık olmuştum. Tek isteğim, aşkıma sadık kalmasıydı. Onu koruyacağıma söz vermiştim. Gençti, çok yakışıklıydı. Bir gün Kral Pessinius’un kızıyla evleneceğini haber aldım. Düğüne gittim. Attis beni gördüğünde, verdiği sözü hatırladı. Çıldırdı, utandı. Sonra erkeklik organını kesti. Akan kanın düştüğü toprakta mor menekşeler, yetişti. Kendisini de öldürmek isteyince, izin vermedim ve onu sonsuza kadar yeşil kalacak olan, çam ağacına çevirdim.Baharın gelişini, badem ağacından öğreniriz, herkesten önce giyer, gelinliğini. Açar bembeyaz çiçeklerini, muştulayarak baharı. Ah bilseniz bende hangi çiçekleri açtırır, o bahar kokusu. Birlikte yaşadığımız, aşk dolu zamanlardan sonra kışın ölen ve ilkbaharda yeniden dirilen, Attis’imin yeniden doğuşu yüreğimi yere göğe sığmaz eder. Anadolu’ya gelmeden çok önceydi sanırım, Sümer’lerde Attis’in adı, “Tammuz” idi. (Temmuz ayının adı oradandır). Doğayı ısıtıp; gebe bırakan güneş, anlamında kullanmışlardı. Ölüm ve yeniden diriliş, mevsimlerin canlı hayatını etkileyişini anlatır. Attis’e de birçok kültürde başka adlar verdiniz. İbrani dilinde, Suriye’de «Efendimiz» anlamında “Adon” oldu. Baharın gelişini kutladığınız, Hıdırellez ve Nevruz Sultan şenlikleri…ilkbahara doğru Paskalya, yani Isa’nın yeniden doğması hep Temmuz’un doğuşu festivallerinin kalıntılarıdır. . Her dönem Attis’le olan aşkımı anlattınız. Antik Dönem şairlerinden Kitalus ne güzel anlatır: “Attis derin denizleri hızlı gemiyle aştı; sabırsız tez adımlarla Frigya ormanına ulaştı ve Tanrıça‟nın ormanlık gölgeli mekanına girdi. Orda çılgın öfkenin dürtüsüyle esrimiş, kesip attı keskin çakmaktaşıyla kasıklarından ağırlıklarını, lekeledi taze kanla toprağı, hızla kaptı sonra kar beyazı elleriyle hafif tefi, senin tefini, Kybele senin gizemlerini. ” Kybele papazlarının, bana feda ettikleri erkeklikleri, sevap sayıldı. Bu vazgeçiş ve adanmışlık, zamanla kendini kurban etmek yerine, simgesel törenlere dönüştü. Bazen koyun kurban ettiniz, Sami ırkı bunu simgesel bir biçimde sünnete dönüştürdü.Hıristiyan rahipleri ise platonik sünnetle uygulayarak yaşamlarında, kadınlarla ilişkide bulunmadılar. Attis’in doğuşunu kutlamak için büyük şenlikler yapar ve yaptığınız küçük heykelleri nehirde yıkadınız. Bu da size tandık gelmiyor mu? Bu gelenek zamanla vaftiz ayinini oluşturdu. Öyle bir zaman geldi ki; adım Hübel oldu ve Mekke’­ ye de gittim. Kâbe’ye götürüp, diktiler. Giderken kolum kırıldığı için Kureyş kabilesi bana altın bir kol taktı. Ve etrafımda dönmeye başladılar. Halikarnas Balıkçısı’na göre; “Kıble” sözü benim adımdan gelir.Ben Kybele, dünyanın neresine gidersem gideyim, Anadolu’yum. Heykellerimi yaptınız, dağların tepesine koydunuz, tapındınız, korktunuz, saygı duydunuz bana. Heykellerimin yanında gördüğünüz aslanlar, koruduğum vahşi doğayı, başımda gördüğünüz kuleden tacım, koruduğum şehirleri simgeledi. “Hermeios’un oğlu Sideropolis’li Asklepiades adağı On iki Tanrı Ana’ya dikti” bulduğunuz heykelimin altında bunlar yazar. 27 Mayıs 1964 senesinde Yay dolunayında buldunuz beni, Afyon’ da. 1700 yıl öncesine ait bir zamandan geldim. Sonra ortadan kayboldum. Bambaşka bir ülkeye götürdüler. (kaçırdıklarını sandılar.) 14 Aralık 2020 hani o çok bunaldığınız zamanda, göğe baktım. Anadolu’ya doğduğum topraklara şifaya gitme vaktidir, dedim. Güneşe, Ay’a seslendim. Ay düğümleriyle kavuştular, bir oldular. Işıklarını perdelediler, tutuldu güneş. Neptün kaybolanı, saklananı getirdi, uzak diyarlardan. Ve Merkür duyurdu uzaklardan gelenin şifacı, tanıdık birisi olduğunu. Yay’da tutuldu güneş, bilgelik de tutuldu. Saklı güzellik kalmayacak dedi, Akrep’teki Venüs. Çok uzaklardan yeni dünya (Amerika) dedikleri yerden, kadim bilgeliğin yurduna Anadolu’ya, evime geldim. Önce yedi tepeli şehre getirdiler,(İstanbul) boğazın kokusunu içime çektim. Sonra doğduğum yere Afyon’a gideceğim. Yeni bir zamana evriliyordu, gün.. Bilgenin değil, bilginin ışığına gidiyor pervaneler…Not: 1964 yılında Afyonkarahisar’da yapılan bir yol çalışmasında bulundu. 1700 yaşında olduğu bilinen. Kybele İsrail’e kaçırıldı. Bir müzayede de satılmak üzereyken; Türk Makamları tarafından, 13 Aralık 2020 tarihinde Anayurduna , Türkiye’ye getirildi.

ŞERİFE ESEN

KAYNAKÇA

  • Lynn E. Roller : ANA TANRIÇA’NIN İZİNDE, ANADOLU KİBELE KÜLTÜ
  • Halikarnas Balıkçısı : ANADOLU EFSANLERİ
  • Özlem Ergün : Anadolu Uygarlıklarında Pişmiş Topraktan Yapılmış Kybeleler (Y.L.T.)

TERAZİ DOLUNAYI 26°45′

Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir Sizin alınız al inandım Morunuz mor inandım Tanrınız büyük âmenna Şiiriniz adamakıllı şiir Dumanı da caba Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız Bütün ağaçlarla uyumuşum Kalabalık ha olmuş ha olmamış Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum Ama ağaçlar şöyleymiş Ama sokaklar böyleymiş Ama sizin adınız ne Benim dengemi bozmayınız […]

Tamamını Okuyun…

KOÇ YENİ AYI 11° 30′

DERDİM BAŞKASanma ki derdim güneşten ötürü; Ne çıkar bahar geldiyse? Bademler çiçek açtıysa? Ucunda ölüm yok ya. Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten Güneşle gelecek ölümden? Ben ki her Nisan bir yaş daha genç, Her bahar biraz daha âşığım; Korkar mıyım? Ah, dostum, derdim başka… ORHAN VELİ KANIK Nisan ayında Portakal Çiçeklerinin açtığı diyardan Adana’dan […]

Tamamını Okuyun…

BAŞAK DOLUNAYI 27° 40′

ZEYTİN AĞACININ HİKAYESİ Dünyadaki tüm insan nüfusu 25 milyon iken, henüz Mısır Piramitleri inşa edilmemişken, Zeytin ağaçları oradalardı. Kömür madenlerinin keşfedildiği zamanlarda ise henüz yeni yetme delikanlı çağlarıydı. Bizim gelişimimizi izlediler, geldik gittik, savaştık, öldük, kavga ettik, barıştık… Anlatsalar keşke bize bizi, nerelerden geldik de nerelere gidiyoruz? Balık Burcundaki yeniayın etkilerini derinden hissettik. Savaş, göçler, […]

Tamamını Okuyun…

Bir Cevap Yazın