GÜL AĞACI DALINDA HIDRELLEZ

Hıdırellez, diğer bir adıyla “Ruz-ı Hızır” yani Hızır günü. Kışın bitip artık yazın sıcağın gelişinin kutlandığı gün olarak bilinir. Hızır ve İlyas Peygamberlerin adlarına Kur’an’da rastlanmaz ama Hz. Musa’ya yardım edenin Hızır olduğuna inanılır. Hıdır, Arapçada Yeşil Adam anlamına gelir. Boz atlı Hızır ölümsüzlük suyu olan Ab-ı Hayat suyundan içmiştir. Eski Mısır’da Thoth, İbranilerde Enoch, Yunan mitolojisinde Hermes, İslamiyet’te İdris peygamber. Gılgamış Destanında adı geçen “Hasısatra” nın da Hızır olduğu iddia edilir. Son olarak Aya Yorgi mitinde de aynı özellikler görüldüğü bilinmektedir. Hızır ve İlyas Peygamber iki kardeş peygamberdir. İlyas denizlerden, Hızır peygamber ise kara parçalarından dilekleri toplar. Hızır Aleyhisselam peygamberler zincirinin en önemlilerinden birisidir. Kısas-ı enbiyada (Peygamberler tarihinde) Hz. Muhammed’in soyu olan Hz. İbrahim’den sonra yaşamış bir peygamberdir… Musa peygamberle yolculuk eden, onu sabır sınavından geçiren yoldaşıdır… Avrasya hakimi İskender Zulkarneyn‘in ordu komutanlarından biridir. İskender Zulkarneyn’in teyzesi oğludur ki; cesedini tufana kadar muhafaza edip, Nuh tufanından sonra sular çekilince defnetmiştir. Hz. Adem’in oğlu Kabil’in soyundan ilk nesil torunudur… Hz. İbrahim ile aynı dönem yaşamış olup, Nemrut zulmünden sonra birlikte Babil’i terk etmiştir. Battal Gaziden, Bektaşi gülbanklarına kadar sayısız hikâyelerde Hızır motifi yer alır. Hatay Samandağ’a bağlı Hıdırbey köyündeki çınar ağacının Hıdır (Hızır) peygamberin yere sapladığı bastonundan yeşerip büyüdüğüne inanılır.
Anadolu’da Hızır, kalbi temiz olana darda kalana yetişir. Düşkünün imdadına Boz atıyla koşar “ Boz atlı Hızır yoldaşın olsun.” Anadolu’da yola çıkan kişi, bu şekilde uğurlanır. “Hızır gibi yetiştin.” “Kul sıkışmayınca Hızır, yetişmez.” sözü de buradan gelir. İstediğine görünür, istediği zaman kaybolur. Kısa zamanda çok uzak mesafeleri gidebilir. Bir andan bir çok mekanda olabilir. Buna da “Tayyı mekan” denir. Çevresi kutsal olan Kudüs’te oturur. Hızır, her yıl Hz. İlyas ile Mekke’de buluşur, Hac yapar. Bolluk bereketi temsil eder. Anadolu’da Hıdırellez Günü çok önemlidir. Eve, mutfağa o gün erzak alınır. Bu, evin mutfağı bereketli olsun diye yapılan ritüellerden birisidir. 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece bir yere serilen un ya da bulgurun üzerinde eğer el izi var ise Hızır’ın o eve bolluk bereket getireceğine inanılır. Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler St. Georges günü olarak kutlamaktadır. Çeşitli kültürlerde mit olarak bulunan bu anlatının, Mezopotamya, Anadolu kültürüne bazı kaynaklar ise İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültürüne dayandığını söyler. Anadolu’dan Balkanlara, Mezopotamya’dan, Doğu Akdeniz ülkelerine değin dünyanın bir çok yerinde kutlamalar, şenlikler ile ateş yakılıp üzerinden atlanılarak yapılır.
Hıdırellez kutlamaları, geceden yollara düşülerek varılan su kenarlarında, yeşil ve ormanlık alanlarda büyük ateşler yakılarak yapılır. Ateşin üzerinde atlama ritüeli, gül ağacına asılan dilekler. Kağıda çizilen dilekler, gülün dallarına asılır, bir keseye konulan bozuk paralar ile. Yıl içinde bu para cüzdanda durur, bereket bolluk getireceğine inanılır. Ardından sabaha karşı gül ağacına asılan dilekler alınır ve akan bir suya atılır. Deniz ve su kenarında iki kardeş peygamberin buluştuğuna inanılır. Bazen de gül ağacının atlına gömülür, dilek kağıdı. Doğuda baharın ilk kuzusu baharın ilk yeşillikleriyle yenilir. Böyle olursa sağlıklı olunacağına inanılır. Ayrıca bugün toplanıp kanatılan otlar içilirse şifa vereceğine inanılır. Anadolu’da bazı yörelerde sadaka verilmesi, oruç tutulması gibi kurallar da bulunur. Anadolu’nun kadim kültürünü hala yaşatan topluluk olan Yörükler, Hıdırellez’de yıllık yoğurt mayalarlar. Bu geceyle birlikte iki gün sabah ezanı ile tan yerinin ağarması arasındaki sürede doğadaki bitkilerin üzerinden çiy tanelerini toplanır. Mayalanacak sütün içine tahta kaşık yardımıyla besmele çekerek mayalanır. Her sene bu şekil de mayalarını tazelerler. Karakeçili Yörükleri Hıdırellez günü hiçbir hayvana zarar vermez. Hıdırellez günü mayalanan yoğurdun üzerine nazar değmesin diye çörek otu konur. Bu maya eş dost akrabaya dağıtılır.

ŞERİFE ESEN

SEVGİ NEYDİ? SEVGİ EMEKTİ

Selvi Boylum Al Yazmalım

Tanrı Dağları’ndan Çukurova’ya uzanan o hepimizin ezbere bildiği öykü… Cengiz Aytmatov, havaalanında karşılar, Türkiye’den gelenleri. Uçaktan indiklerinde Kadir İnanır’a doğru koşarak gider, “İlyas” diye sarılır. Filmi henüz izlemeden, onca insanın arasında hayalindeki kahramanı, kimin canlandırdığını bulmuştur. SSCB henüz dağılmadan orada da “Kırmızı Eşarp” olarak çekilmiş ama ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ öyküyü ölümsüzleştirmiştir. Film 1977 de çekilmiş ancak 1 Kasım 1978’de gösterime girmiştir. Ve gösterime girdiğinde yer yerinden oynamıştır. Tarihinde ilk kez bir başrol oyuncusu, filmin sonunda terk edilir. Türkan Şoray bunu ilk başta kabul etmez. Asya, İlyas’a dönmeli ve mutlu son olmalıdır. Sonunda öyküye sadık kalınır. Filmin vizyona girdiği gün, gökyüzünde gezegenlerin çoğu Akrep’te toplanmıştır. Bu da filmin başlangıcındaki gecikmeyi ve krizleri anlatmamıza girizgah olur. Türkiye’de çekilen filmin parlaması, ülkemizin Akrep stelyumu ile filmin Güneş, Ay, Venüs, Uranüs, Merkür, Mars gezegenlerinin Akrep burcundaki stelyumunun kavuşum yapması. Akrep vurgusu bize hikayenin, kahramanlarının içinde barındırdığı dönüşümü vurgular. Haritalarda Güneş ve Mars erkeği anlatır; hikayenin iki erkek kahramanı İlyas ve Cemşit, bazen gizemli, bazen sezgisel, bazen de krizlerle yeniden doğan ve yaşayanlardır. İlyas, İstanbul’dan hiç tanımadığı bir yere gelip, baraj inşaatında çalışmaya başlamış, çapkın, hayatı yollarda geçmiş, şehirlidir. Cemşit ise depremde ailesini kaybetmiş, tek başına yaşayan, insanların hayatını kurtarmak için canını tehlikeye atan birisidir. Filmin çekildiği yer bir barajdır, evet. Akrep, stelyumlu bir haritada rahat akış yaptığı Satürn Başak, suyun düzenli akmasını ister, su enerji olarak dönüşür. Bu baraj, Osmaniye il sınırları içinde yer alan Aslantaş baraj inşaatıdır. Peki ne saklıdır bu bilginin altında? Filmde bir sahnede antik kent görülür. Hierapolis- Kastabala. Ceyhan Nehrinin kuzeyinde bulunan Hierapolis-Kastabala kutsal merkez olarak kullanılmıştır. Kastabala’nın Tanrıçası Perasia’nın ülkesi çok genişti. Bu ülke kuzeyde Karatepe ve Bahadırlı köyleri güneyde ise kıvrılarak ovada süzülen Ceyhan (antik Pyramos) Nehri bulunur. Amasya’lı Strabon’a göre, Kastabala’ da Artemis Perasia’ nın kutsal tapınağındaki rahibeler, dinsel törenler uyarınca yaptığı uzun danslar sonunda vecde gelirdi, Rufailer örneği kızgın közler üzerinde oynamayı sürdürür ve vecdin zirvesinde elindeki meşaleyle tapınaktan dağa, Ceyhan’ın koyaklarına, ormanlık tepelerine doğru kaçardı. Gene Hellenistik ve Roma İmparatorluk Çağında Perasia şerefine burada kutsal Pan-Hellenik yarışmalar düzenlenirdi. Sikkelerde, kenti temsil eden kule-başlıklı kadın başının önünde, kutsal kentin sahibesi tanrıça Perasia’nın simgeleri olan meşale ve çam ağacı bulunuyordu. Strabon’un sözünü ettiği Kastabala’nın tanrıçası Artemis Perasia Kubaba’dan başkası değildir. Kastabala kült yerinin önceleri sanıldığından çok daha eski olduğu ve tanrıça Kubaba’nın onun sahibi olduğu açığa çıkmıştır. Kubaba, Kybele olarak bildiğimiz Anadolu’nun ana tanrıçasının eski adıdır. Ateşte dans eden rahibeler, vecd içinde ellerindeki meşaleyle ormana, dağa kaçıyorlar. Mars haritayı koç yönüyle değil, akrep yönüyle ortaya çıkarıyor. Bedenlerini yakıp, ruhlarını dönüştürüyorlar. Zümrüd-ü Anka hikayesi, filmin, öykünün, çekildiği yerin her anına sinmiş. Ay ve Venüs haritada kadını dişil enerjiyi anlatır, genel olarak.. Asya, annesi tarafından başka biriyle zorla evlendirilecekken, yolda tanıştığı adamla İlyas’la gider. Asya aşka aşık olmuştur, heyecana. Ama bunu hep içinde yaşamış ve belli etmemiştir. Venüs akrepte ve retro oluşu bunu anlatır, bize. İlk önce, Aldırma Gönül’dür kamyonun yazısı. Sabahattin Ali, Sinop Cezaevinde yazmıştır, bu şiiri. Şairinin de ölümü, hep bilinmez olarak kalacak, bir yolculuk esnasında son bulacaktır, hikayesi. Şiir, şairin kendisine tesellisidir, filmin sonunda İlyas’ın tesellisi olacaktır. Çocukları olmuştur ama krizler baş gösterir, eşi şiddet uygular, aldatılır, terk edilir. Hayatına aldığı insanlar, yaralıdır, hem kadın hem erkek tarafın. Çünkü Chrion yaralı şifacı, Akrep stelyumuna gerilimli bir açı yapmaktadır. Yolda karşılaştığı adama sığınır, mesela.. Merkür, Ay kavuşumu ise bize iç sesle konuşmayı anlatır. Filmde hep iç sesleri duyarız. Kimse duygularını açıkça ifade etmez ve gizemli kalır, akrep yüzünden. Mars’ın 29 derece Akrep’te olması aşırı öfke ya da pasiflik, cinselliğe düşkünlüğü anlatır. İlyas aşırı öfkeli ve aldatan bir eştir, Cemşit ise pasif kalmış, Asya’yı ve Samet’i olduğu gibi kabullenmiştir. Ve Uranüs ahh, Uranüs… Beklenmeyeni bekleten çılgın gezegenim. Hızlı başlayan hikaye aniden yön değiştirir. Özgürlük arayışı, düzene karşı gelme hem kadın hem de erkek karakterlerde vardır. Asya düzene karşı gelmiş, İlyas’a gitmiş, İlyas İstanbul’dan taşraya gelmiş, hiç tanımadığı bir kültürdeki kızla evlenmiş ama buna alışamayıp düzeni bozmuş. Cemşit ise çocuklu bir kadını başkasını beklediğini bile bile sahiplenip, yaşadığı ortamda düzene karşı gelmiş. Ve Samet, filmdeki erkek çocuk, acaba ondaki gizem neydi? Kötü karakterleri canlandıran aktör Bilal İnci’nin küçük kızıdır, Samet. Bu da Uranüs’ün becerisi bence. Boğa Chrion’u ile karşıt açı yapan Akrep’teki tüm gezegenler bize şunları da söyler: Sahip olamama, yetersiz ve fakir hissetme, hep şüphe duyma . İç sesler hep soru sorar: “ Gel, desem benimle gelir mi? Seninim işte alıp götürsene beni!” İlyas, Asya’ya sevgisine sahip olamamıştır. Asya, sevdiği adama karşı hislerine. Cemşit, sevdiği ve evlendiği kadının gitmesine… Samet ise babasına. Başak Satürn’ü, Yay Neptün’ü ile gerilimli açısı da düzen kurmakta zorlanmayı, düzene yabancılaşmayı ve dağılmayı anlatır, bize. Chrion ile Satürn açısı ise bize aslında otorite figürleri tarafından düzen kurmak için hep desteklenildiğini de anlatır, bunu başaramamış olmayı da. Ve kahramanların hepsi aslında bir şekilde kendilerini feda etmişlerdir, tüm bu Akrep toplaşmasına Güney Ay Düğümü Balık’tan rahat bir akış var. Al yazma, kırmızı kamyon, Samet in salıncağı bile kırmızıya boyanır. Heyecanı, anlatır ve tabi ki; tüm haritaya damgasını vuran Akrep in yöneticisi olan Mars’ın işidir, bu. Filmin sonundaki cümleyi ezbere biliriz. Akrep Venüs’ü “sevgi neydi” diye sorar, Chrion Boğa’ya, sevgi emekti, der Satürn Başak’la birleşerek. Öykü de bu cümle ve iç konuşmaların çoğu yoktur, Adana’lı ünlü senarist Ali Özgentürk tarafından senaryoya eklemiştir. Tanrı Dağları’ndan Toros Dağları’na uzanan öyküyü Kırgız Kızı Asya, hafızalarımıza kazınan iç konuşmasıyla tamamlasın: “Mutluluk neydi; coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yaprak, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı… Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner güneş çıkardı. Sevgi neydi; sevgi sahip çıkan dost, sıcak insan eli, insan emeği idi. sevgi iyilikti, sevgi emekti.”

Şerife ESEN

GELECEĞİM BADEM AĞAÇLARININ AÇMASINI BEKLE…

KYBELE

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var

Âşık-i sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var

FUZULİ

“Ben, işte buradayım. Her şeyin anası tabiat benim, bütün unsurların hakimesi, bütün başlangıçların başlangıcı, uluhiyetlerin en yükseği, gölgelerin kraliçesi, göktekilerin birincisi. Birçok şekiller altında bütün dünyada tevcil edilen biricik uluhiyetim.” ( Apuleius; Metamorphoses I. 5.)Büyük tanrıça, tanrıça Kybele, Dindymus’un sahibesi tanrıça, evimden uzak olsun senin çılgınlıkların: haydi, git başkalarını hiddete sal, başkalarını çıldırt, haydi. (Catullus 63.91-93)İster adına , Mitos deyin, ister söylence; yeryüzünde en çok bana benzeyen Tanrıçalara inandınız. Her kültürde her devirde, her coğrafyada adım değişti ama aslolan benim adım değildi. Koruyuculuğumla bana sığındınız, öfkemden hep korktunuz. Türkler bana “Umay Ana” dediler, Mısır’da; “İsis” oldum. Sümer’de; “ İnanna” iken; Akkad’da İştar’dı adım. Hitit’te “Kubaba”, Frig de; “Matar Kubile” dediniz. Roma da ; Magna Mater , Efes’te ise Artemis’tim. Yunanistan ve Roma’da; Gaia, Rhea, Demeter, Mater, Manga Mater, Dindymos, Dindymene, hepsi bendim. İtalya’da ; Venüs, Vesta’ da oldu adım. Ermenistan ve Arap kavimlerine gelince; Hubel ve Kıble’ydim Lidya’da; Kybele … Asıl hikayemi anlatmadan size bir sır vereyim mi? Ay Tanrıçasıyım ben, asırlar önce doğduğum topraklara geri dönmek için; güneşin ışıklarını hapsettim kendime. Siz Güneş tutuldu dersiniz, buna. Ben tüm ışığımla yeniden geldim, derim.Gökyüzünden koruduğum yeryüzü; bitkileriyle, hayvanlarıyla verimlidir, vahşi hayvanat ve doğada ki bereket, benim himayemdedir. Gökte hilal biçimdeki genç ay, bakirliği anlatır; yerin yüzündeki ilkbahar da kızdır, sonra güneş (Temmuz) yeryüzünü ürüne gebe bırakır; dolgun ay kadınlık ve gebeliği anlatır. Ardından yazın ya da sonbaharda ürünler yetişir ve hasat edilir; küçülen ay da ana olmayı anlatır. Bu nedenle Ay Tanrıçası’yım ben. Güneş, erildir. Doğa anayı ısıtır ve onu tohumlar, ürünlere gebe bırakır. Tabiattın uyanmasıyla doğan, uyumasıyla ölen Tanrı’dır. Zeus’un rüyasında gördüğü bendim. Bu rüya ile tohumunu toprağa döktü, Zeus. Ve çift cinsiyetli “Agdistis” olarak geldim, dünyaya. Zeus, hiç hoşlanmadı yaptığım azgınlıklardan. Beni durdurmak için, Tanrı Dionysos görevlendirdi. Dionysos, her gün serinlemek için gittiğim suya şarap karıştırıp, beni sarhoş etti. Ve sonra erkeklik organımı, bir çam ağacına bağladı. Sabah ayılıp kendime gelince, birden zıpladım ve kendimi hadım ettim. Kesilen organlarımdan akan kanlardan bir badem ağacı ve meyveler oluştu. Irmak Tanrısı Sangarios‟un (Sakarya Irmağı) kızı Nana, bu badem ağacından bir meyve alıp koynuna koydu ve hamile kaldı. Sangarios (Sakarya Irmağı) kızının bu durumu öğrendikten sonra kızını ölüme terk eder. Tanrılar Nana’ya yardım ederler. Nana, Attis‟i doğurur. Babası Sangarios (Sakarya Irmağı) çocuğun doğduğunu duyduğunda bebek Attis‟i sokağa attı. Bunu görünce ben, Attis‟i aldım ve onun himayem altındaki çobanlara verdim. Ona aşık olmuştum. Tek isteğim, aşkıma sadık kalmasıydı. Onu koruyacağıma söz vermiştim. Gençti, çok yakışıklıydı. Bir gün Kral Pessinius’un kızıyla evleneceğini haber aldım. Düğüne gittim. Attis beni gördüğünde, verdiği sözü hatırladı. Çıldırdı, utandı. Sonra erkeklik organını kesti. Akan kanın düştüğü toprakta mor menekşeler, yetişti. Kendisini de öldürmek isteyince, izin vermedim ve onu sonsuza kadar yeşil kalacak olan, çam ağacına çevirdim.Baharın gelişini, badem ağacından öğreniriz, herkesten önce giyer, gelinliğini. Açar bembeyaz çiçeklerini, muştulayarak baharı. Ah bilseniz bende hangi çiçekleri açtırır, o bahar kokusu. Birlikte yaşadığımız, aşk dolu zamanlardan sonra kışın ölen ve ilkbaharda yeniden dirilen, Attis’imin yeniden doğuşu yüreğimi yere göğe sığmaz eder. Anadolu’ya gelmeden çok önceydi sanırım, Sümer’lerde Attis’in adı, “Tammuz” idi. (Temmuz ayının adı oradandır). Doğayı ısıtıp; gebe bırakan güneş, anlamında kullanmışlardı. Ölüm ve yeniden diriliş, mevsimlerin canlı hayatını etkileyişini anlatır. Attis’e de birçok kültürde başka adlar verdiniz. İbrani dilinde, Suriye’de «Efendimiz» anlamında “Adon” oldu. Baharın gelişini kutladığınız, Hıdırellez ve Nevruz Sultan şenlikleri…ilkbahara doğru Paskalya, yani Isa’nın yeniden doğması hep Temmuz’un doğuşu festivallerinin kalıntılarıdır. . Her dönem Attis’le olan aşkımı anlattınız. Antik Dönem şairlerinden Kitalus ne güzel anlatır: “Attis derin denizleri hızlı gemiyle aştı; sabırsız tez adımlarla Frigya ormanına ulaştı ve Tanrıça‟nın ormanlık gölgeli mekanına girdi. Orda çılgın öfkenin dürtüsüyle esrimiş, kesip attı keskin çakmaktaşıyla kasıklarından ağırlıklarını, lekeledi taze kanla toprağı, hızla kaptı sonra kar beyazı elleriyle hafif tefi, senin tefini, Kybele senin gizemlerini. ” Kybele papazlarının, bana feda ettikleri erkeklikleri, sevap sayıldı. Bu vazgeçiş ve adanmışlık, zamanla kendini kurban etmek yerine, simgesel törenlere dönüştü. Bazen koyun kurban ettiniz, Sami ırkı bunu simgesel bir biçimde sünnete dönüştürdü.Hıristiyan rahipleri ise platonik sünnetle uygulayarak yaşamlarında, kadınlarla ilişkide bulunmadılar. Attis’in doğuşunu kutlamak için büyük şenlikler yapar ve yaptığınız küçük heykelleri nehirde yıkadınız. Bu da size tandık gelmiyor mu? Bu gelenek zamanla vaftiz ayinini oluşturdu. Öyle bir zaman geldi ki; adım Hübel oldu ve Mekke’­ ye de gittim. Kâbe’ye götürüp, diktiler. Giderken kolum kırıldığı için Kureyş kabilesi bana altın bir kol taktı. Ve etrafımda dönmeye başladılar. Halikarnas Balıkçısı’na göre; “Kıble” sözü benim adımdan gelir.Ben Kybele, dünyanın neresine gidersem gideyim, Anadolu’yum. Heykellerimi yaptınız, dağların tepesine koydunuz, tapındınız, korktunuz, saygı duydunuz bana. Heykellerimin yanında gördüğünüz aslanlar, koruduğum vahşi doğayı, başımda gördüğünüz kuleden tacım, koruduğum şehirleri simgeledi. “Hermeios’un oğlu Sideropolis’li Asklepiades adağı On iki Tanrı Ana’ya dikti” bulduğunuz heykelimin altında bunlar yazar. 27 Mayıs 1964 senesinde Yay dolunayında buldunuz beni, Afyon’ da. 1700 yıl öncesine ait bir zamandan geldim. Sonra ortadan kayboldum. Bambaşka bir ülkeye götürdüler. (kaçırdıklarını sandılar.) 14 Aralık 2020 hani o çok bunaldığınız zamanda, göğe baktım. Anadolu’ya doğduğum topraklara şifaya gitme vaktidir, dedim. Güneşe, Ay’a seslendim. Ay düğümleriyle kavuştular, bir oldular. Işıklarını perdelediler, tutuldu güneş. Neptün kaybolanı, saklananı getirdi, uzak diyarlardan. Ve Merkür duyurdu uzaklardan gelenin şifacı, tanıdık birisi olduğunu. Yay’da tutuldu güneş, bilgelik de tutuldu. Saklı güzellik kalmayacak dedi, Akrep’teki Venüs. Çok uzaklardan yeni dünya (Amerika) dedikleri yerden, kadim bilgeliğin yurduna Anadolu’ya, evime geldim. Önce yedi tepeli şehre getirdiler,(İstanbul) boğazın kokusunu içime çektim. Sonra doğduğum yere Afyon’a gideceğim. Yeni bir zamana evriliyordu, gün.. Bilgenin değil, bilginin ışığına gidiyor pervaneler…Not: 1964 yılında Afyonkarahisar’da yapılan bir yol çalışmasında bulundu. 1700 yaşında olduğu bilinen. Kybele İsrail’e kaçırıldı. Bir müzayede de satılmak üzereyken; Türk Makamları tarafından, 13 Aralık 2020 tarihinde Anayurduna , Türkiye’ye getirildi.

ŞERİFE ESEN

KAYNAKÇA

  • Lynn E. Roller : ANA TANRIÇA’NIN İZİNDE, ANADOLU KİBELE KÜLTÜ
  • Halikarnas Balıkçısı : ANADOLU EFSANLERİ
  • Özlem Ergün : Anadolu Uygarlıklarında Pişmiş Topraktan Yapılmış Kybeleler (Y.L.T.)

MAVİ DOLUNAY

“Bi’ çaresi bulunur elbet yarınYeniden yaşamanınBi’ çaresi bulunur elbet canımBi’ uyuyup uyanalım…” KOVA DOLUNAYI 22 AĞUSTOS 2021 Türkiye saatiyle 15:01 de gerçekleşecek Kova Dolunayı, bu yıl aynı ay içinde ve aynı burçta gerçekleşen ikinci dolunay. Bu nedenle adı “MAVİ DOLUNAY”. Burcun 29 derecesinde yani son derecesinde gerçekleşeceği için tüm ihtimalleri tek elinde bulunduran bir Dolunay. […]

Tamamını Okuyun…

ASLAN YENİ AYI

                        ASLAN YENİ AYI 8-8 KAPISI 2021 Türkiye saatiyle 16:49 da 16° 14’ derecesinde gerçekleşecek olan Aslan yeni ayı kim bilir bizlere neler söyleyecek? Yeni aylar başlatma enerjisini taşır, elbet. Ama her zaman iyi midir başlayan? Olan her ne ise olması gerektiği için ise… Mutlak iradenin ilahi bir planı vardır. Zor bir dolunaydı, bizi yakan […]

Tamamını Okuyun…

KOVA DOLUNAYI

“BEKLENMEYEN BİR FIRTINA” Türkiye saatiyle Ankara’ya göre 05:36’ da Kova burcunun ilk derecesinde gerçekleşecek olan dolunayın, an haritasında  29° Yengeç burcu yükseliyor. Dolunay 1. ve 7. evlerde gerçekleşiyor. Bu evlerin konuları asıl gündemimizi oluşturacak. 10 Temmuz’da Yengeç burcunda gerçekleşen yeni ayın son derecesinin yükselmesi, bu dönemde başlayan olayların devam ettiğini, 29° olması sonuçlarının da görüleceğini […]

Tamamını Okuyun…